Yazan-Yöneten
GENCO ERKAL
Müzik
FAZIL SAY
Giysi
ÖZLEM KAYA
Film Yapım
NURDAN ARCA Ajans 21

Oyuncular
GENCO ERKAL
MERAL ÇETİNKAYA
YİĞİT TUNCAY
NİLGÜN KARABABA
MURAT TÜZÜN
ÇAĞATAY MIDIKHAN
SALİHA ŞİRVAN AKAN

Film
Kurgu: Melih F. Tatlıcan
Kurgu Asistanı: Tuğçe Özşen
Arşiv Arama: Ayşe Çavdar

Danışman
Özcan Arca

Fotoğraflar
MAĞMA SANAT HAREKETİ

ALİ EKEYILMAZ
BATTAL PEHLİVAN
MEHMET ÖZER
CEVAT ÜSTÜN
HAMZA ŞAHİN
MEHTAP YÜCEL
NİDA YILMAZ
RIZA AYDOĞMUŞ
ERDOĞAN DURSUN
SONER DOĞAN

Oyun Fotoğrafları
ŞİRİN ÖTEN

Basın Halkla İlişkiler
SODA MEDYA

Yönetmen Yardımcısı
SERDAR BORDANACI

Işık: CEMAL BAYKAL
Teknik Ekip: ERHAN UYSAL, CANER OMUR

Müdür
AHMET KAYA
Gişe
ESRA ELİK

Afiş Yaratıcı Yönetmeni: UĞURCAN ATAOĞLU
Afiş Tasarımı: BURÇAK BEŞLİOĞLU
Afiş Fotoğrafı: SERDAR TANYELİ
Fotoğrafı Tutan El: HÜSEYİN ÖZÇELİK
Baskı Öncesi Hazırlık: GRAFİK 24
Baskı: FORMAT MATBAACILIK

Tanıtım Sponsoru: EFES PİLSEN
Web Tasarım: KADİR KAYA



MÜZİK
Oyunda Fazıl Say’ın Nazım Oratoryosu, Metin Altıok Oratoryosu, Kara Toprak, İpekyolu Konçertosu, Keman-Piyano Sonatı, Anadolu’nun Sessizliği ve Nazım Belgeseli müziğinden bölümler kullanılmıştır.

ŞİİR
Oyunda Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar’dan alıntıların yanı sıra kullanılan şiirler:
Sivas Acısı- Aziz Nesin
Dünyanın En Tuhaf Mahluku- Nazım Hikmet
Bu Yangın Yerinde- Ataol Behramoğlu
Madımak- Bülent Ecevit

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Alevler İnsan Sesi (Sivas Kıyımı Şiirleri)/Hazırlayan: Güngör Gençay; Gerçek Sanat Yayınları
Behçet Aysan Kitabı/Hazırlayan: Edebiyatçılar Derneği; 1993
Gölgesi Yıldız Dolu-Metin Altıok/Zeynep Altıok; Dünya Kitapları, Ekim 2003
Gri Gül/Lütfiye Aydın; Can Yayınları, 2005
Madımak Çığlığı/Zeki Büyüktanır; Can Yayınları, Ekim 2006
Onlar Işık Oldular-Sivas Katliamının Onuncu Yıldönümü/Yayına Hazırlayan:Ahmet Koçak; Alev Yayınları, 2003-İstanbul
Sesini Yitiren Şehir Sivas/Mağma Sanat Hareketi; Varyos Yayınları, Temmuz 1995
Sivas-2 Temmuz 1993/Yazan: Soner Doğan; Ekim Yayınları, Mart 2007
Sivas Davası Cilt 4/Hazırlayanlar: Av. Erdal Merdal, Av. Mehdi Bektaş, Av. Ali Sarıgül; Türkiye Barolar Birliği, Mart 2004-Ankara
Sivas Katliamı Davası Cilt I, Cilt II/Hazırlayan:Av. Şenal Sarıhan; Ankara Barosu Yayınları, Nisan 2002
Sivas Katliamı ve Şeriat/Yazan:Lütfi Kaleli; Alev Yayınevi, 1994
Sivas Kitabı-Bir Topluöldürümün Öyküsü/Hazırlayan:Attila Aşut; Edebiyatçılar Derneği, Haziran 1994
Şeriatçı Şiddet ve Ölü Ozanlar Kenti Sivas/Çetin Yiğenoğlu; Ekin Yayınları, Şubat 1994
Sivas'ı Unutmak/Yazan:Öner Yağcı; Pencere Yayınları, Ekim 1997
Yaşamak Martı Kanadında Rüzgar Taşımaktır/Serdar Doğan; Aral yayınları, Eylül 1997*
Güzel Yazılar Dergisi-Sivas Kıyımını Unutmadık; 10. Yıl/Türkiye Yazarlar Sendikası, 2003
Bahar/Aylık Sanat Dergisi; Sayı 113, 2007
Taraf/Aylık Siyasi Dergi; Sayı 30, 1993

OYUNCULAR
Dostlar Tiyatrosu izleyicilerinin yakından tanıdığı Meral Çetinkaya ve Genco Erkal'ın yanı sıra bu yıl beş yeni oyuncu tiyatromuzda görev alıyor.

Yiğit Tuncay, 1978'de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Çocuk Oyunları’nda profesyonel oldu, 1998’den beri kurucusu olduğu Halk Sahnesi Oyuncuları'nın genel sanat yönetmeni.

Nilgün Karababa, İstanbul Üniversitesi Belediye Konservatuarı Tiyatro ve Şan bölümlerinde bir süre eğitim gördü, ilk kez 1993 yılında, Bakırköy Belediye Tiyatrolarında profesyonel oldu.

Murat Tüzün Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü 2000 yılı mezunu. İlk profesyonel oyunu Ankara Devlet Tiyatrolarında sahnelenen Ghetto adlı oyundur.

Saliha Şirvan Akan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul Devlet Tiyatrosunda, Mehmet Akan’ın yazdığı Bedreddin adlı oyunla profesyonel oldu.

Çağatay Mıdıkhan Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Oyunculuk Ana Sanat Dalı 2007 yılı mezunu. İlk kez Dostlar Tiyatrosu’nda profesyonel oluyor.




Değerli İzleyiciler,
Oyun başlamadan önce, size bir sır vermek istiyorum. Ben bir paranoyağım. Evet, evet, bu satırların yazarı olan benden bahsediyorum. Bunu da nerden mi çıkarıyorum. Ee çevremdeki herkes öyle diyor.

Her paranoyak gibi “Ben paranoyak değilim” desem de kimseler inanmıyor. İş arkadaşlarım, dostlarım, hatta geçmişte aynı saflarda mücadele verdiğim insanlar bile benim paranoyak olduğuma inanıyor.

Hayır, psikologa falan gitmedim. Çünkü adım gibi eminim ki bana “paranoyak” teşhisi koyacak. Peki, nedir senin paranoyan diye merak edenleriniz olabilir. Hemen söyleyeyim öyleyse. Ben her olayda irticanın ayak seslerini duyuyorum. Nerde abus suratlı, burnundan soluyan bir güruh görsem, “işte geldiler” diyorum. Ramazanda kamu kurumlarında yemekhaneler kapandığında ya da oruç tutmadığı için birinin şişlendiğini işittiğimde de aynı hisse kapılıyorum. Kara çarşafa bürünmüş küçük kız çocuklarını ya da kafası dımdızlak kazıtılmış cüppeli oğlan çocuklarını gördüğümde de...

Cuma namazı saatinde bir devlet dairesine gidip de işimi yaptıracak memur bulamadığımda, türbanlı bayan doktorun, hasta erkek olduğu için bakmayıp ölüme terk ettiğini duyduğumda da aynı şey oluyor. “Böyle giderse hep beraber şeriata teslim olacağız” dediğim zaman arkadaşlarım, dostlarım katıla katıla gülüyor, “Bu söylediklerinin hepsi paranoya” diyorlar. Sizce de öyle mi?

Bu illet bende uzun süreden beri var. Ama kesin başlangıç tarihini net olarak anımsıyorum. 2 Temmuz 1993’te başladı bu paranoya bende.

Hani Sivas’ta bir otelde kıstırdıkları 33 savunmasız kişiyi yobazlar yakmışlardı ya...

Hah işte bendeki paranoyalar o tarihten itibaren başladı. Sivas davasının görüldüğü Ankara DGM'deki duruşmaları izlediğimde iyice ilerledi. Sanık savunmanları arasında sonradan Adalet Bakanı olan milletvekilini gördüğümde, sanıkların ölenlerin ailelerine saldırmalarına tanık olduğumda artık çevremdekiler tarafından da hissedilir olmuştu paranoyalarım.

Hizbullah cinayetleri, Malatya’da misyonerlerin testere ile kıtır kıtır kesilmesi, okullarda namaz kılmayan, oruç tutmayan öğrencilere baskı yapılması gibi olaylar bendeki paranoyayı tetikliyor. Arada bir arkadaşlarımla konuşup rahatlıyorum. Köşe yazılarını okuduğum zaman geçer gibi oluyor. “Münferit bunlar” diyorlar. “Türkiye’de irtica tehlikesi yok.” İşte o zaman derin bir “Ohh!” çekiyorum. Ama bir süre sonra yine başlıyor.

Cuma namazı çıkışlarında tekbir getiren kalabalıkları gördüğümde “yine birilerini yakacaklar” diye korkup saklanıyorum. Aslında korkum onların kalabalığından değil, benim yalnızlığımdan. İnanın öyle. Şöyle bencileyin paranoyakların sayısı biraz artsa hiç korkmayacağım. Ama tersine paranoyakların sayısı yerine, diğerlerinin sayısı her gün katlanarak artıyor.

Size bir sır daha vereyim mi? Birazdan izleyeceğiniz oyunu sahneleyen ve senaryosunu yazan Genco Erkal var ya, işte o da bir paranoyak. Aynı benim gibi. Sivas Katliamı’nı sahnelediğine göre, belli ki “İrtica paranoyası” onda da var.

Meslektaşım olan çoğu gazeteciler siyasiler Sivas Olayı’nı unutmak gerektiğini, bunun bir tahrik sonucu çıkmış münferit bir hadise olduğunu söylüyorlar.

Buna kendimi inandırmak istiyorum ama bir taraftan da “ya yine bir şeylerden tahrik olurlarsa” diye ödüm kopuyor. Çünkü şöyle yakın tarihimize dönüp baktığımda, bu çevrelerin belli periyotlarla sık sık tahrik olduklarını görüyorum.

Ne zaman, neden tahrik olacakları da bilinmiyor ki, ona göre davranalım. Bazen bir konuşmadan, bazen bir yazıdan, bazen bir filmden, bazen de bir tiyatro oyunundan tahrik olabiliyorlar. Şan Tiyatrosu’nu yakmadılar mı? Hatta bir karikatürden ya da bilboard’lardaki reklam afişlerinden tahrik oldukları da oluyor.

O yüzden ne kadar dikkatli olursak olalım, tahrik olacakları olayları ve zamanı önceden kestirmek zor. Şimdi de korkuyorum. Ya şimdi de Genco Erkal’ın oyunundan tahrik olurlarsa? Alın size bir paranoya daha...

Bunu çevremdekilerle paylaşsam “Senin irtica paranoyan depreşti” diyecekler, biliyorum. O yüzden sizinle paylaşıyorum. Çünkü siz de benim gibi paranoyaksınız. Nerden bildim? Nerden olacak canım, Sivas Katliamı’nı konu alan bu oyunu izlemeye gelmenizden.

Değerli izleyiciler, kurtuluşumuzu bizim gibi paranoyakların sayısının artmasında görüyorum. Yoksa maazallah hepimizi müşahade altına alırlar.

Hadi iyi seyirler!..
MİYASE İLKNUR




KARANLIKTA BİR IŞIK
Geçmişe özlem gelmişse bir toplumda gündeme; Bugünden hoşnut değil demektir kimse. Ama geçmiş güzellikleri yaşatmak için, Gönlü yok kimsenin gül yetiştirmeye.

14 yıl önce, 2 Temmuz 1993’te 33 aydın insanımız, Sivas’ta şeriat yanlısı ve gözü dönmüş bir kalabalık tarafından yakıldı. Olayın örgütçüleri ve elebaşları hâlâ yakalanmadı, arandıkları da şüpheli. Olayı gerçekleştiren kalabalık arasından kimliği belirlenerek yakalananların yargılandığı dava 33 idam cezası ile sonuçlandı. Kimi sanıklar hafifletici sebeplerle, kimi yaşları gereği ceza indirimi aldı, kimi hâlâ bulunamadı! Bütün bu süreç zarfında Sivas’ı unutturmamak adına neler yapıldı? Ben kişisel olarak kendi kaybımın intikamını almak için değil, bu korkunç olayı birincil olarak yaşamış biri olarak önce ibret sonra önlem almak konusunda toplumsal destek görebilmek için çabaladım hep. Bunun için de doğal olarak toplumlara ulaşabilmenin en önemli yollarından biri olan medyadan medet umdum. Medya, giderek yozlaşan günümüz ortamında, kitleleri bilgilendirmek, kalabalıklara ulaşmak için önemli bir kanal. “Bilgilendirmek” dedim, çünkü bizim medyamızın, ülkemizin geleceğini etkileyecek pek çok konudaki ilgisizliği, duyarsızlığı karşısında “bilinçlendirmek” fiilini kullanmaya elim varmadı. Hele kimi “aydın”larımız, “demokrasi” adına cumhuriyetimizi, geleceğimizi feda etmekte sakınca görmezken! Bu karanlık tablo içinde zaman zaman insana, tutunabilmesi için umut ve direnme gücü veren aydınlık adımlar o kadar kıymetli ki...

15 yıl önce Sivas’ta bizleri bugünlere getiren planlı geriletme hareketinin en önemli adımlarından biri atıldı. Cumhuriyetimizi yıkmak için atılan bu adım karşısındaki umursamazlık, tepkisizlik ve aymazlık, bizleri bugün laikliğin sorgulandığı, türbanın kol gezdiği, eğitim ve hukuk adına geri dönülemeyecek tavizlerin verildiği bir Türkiye’ye getirdi.

Öyle ki, kalbi bu ülke için çarpan, bunu eserleri ile berrak bir şekilde ifade eden, gelecek kuşaklara ışık saçan, duyarlı ve birşeyleri değiştirme çabası içinde olan aydınlık sanatçılarımız bile bu ülkeden gitmeyi düşünecek kadar umutsuz ve yılgın hissediyorlar kendilerini. Kendileri için değil, karanlıkta hiç kimse artık soluk alamayacağı için. Haksızlar mı?

Daha fazla yalnız bırakılamayız, artık daha fazlası olamaz derken, kıyımın 10. yıldönümünde “aynı vahşet ve utancın bir daha yaşanmaması için Sivas’ı anmamıza” bile birtakım aydınlarımızın itirazı olduğunu hayretle gördük. Hesaplaşılmamış ve özrü bütün bir toplum tarafından paylaşılmamış bir tarih, eninde sonunda ayağa dolaşır. Bunu unutmamak ve unutturmamak boynumuza borçtur. Oysa biz bir toplum ayıbını unutturmak için Fazıl Say tarafından bestelenen Metin Altıok Oratoryosu’nun iktidar katındakiler tarafından sansürünü de yaşadık. Genco Erkal ise “Sivas’93” ile gören gözlerin, paylaşan yüreklerin olduğunu hissettiriyor bize. Değiştirmek için birey olarak üzerimize düşenin önemini anlatıyor ve en önemlisi burada kalmak için güç veriyor. “Sivas’93” bugün onunla gün ışığına çıkıyor ve aydınlatıyor.

“Aydın” olmak kilit kavram. Buna değinmek istiyorum. Bizim kadar eğitimsiz bir toplumda aydın olmanın ayrı bir önemi olduğuna inandığım için... Bakın Metin Altıok ne diyor:

“Sözcük anlamından yola çıkarsak ‘aydın’; aydınlanmış kendini bilgiyle donatmış kişi diye açıklanabilir. Ülkemizde aydın genellikle okumuş insan olarak bilinir ama okumuş olmak, kendini elinden geldiğince bilgi ile donatmak aydın olmak için yeterli midir acaba? Söz konusu bilgi donanımı hangi seviyede olursa olsun bu soruya verilecek cevap ‘Hayır!’ olmalıdır. Her ne kadar bilgili ve kültürlü olmak aydın olmanın gerek koşuluysa da yeter koşulu değildir.

Şimdi gelin sözünü ettiğimiz yeter koşul üzerinde duralım biraz: Osmanlıda okumuş kültürlü insana “münevver” denirdi. Münevver sözcük olarak “nur”dan gelir. Anlamı “aydınlanmış”, “aydınlık”tır. Osmanlıcada aynı kökten gelen bir başka sözcük vardır ki o da “tenvir”dir. “Aydınlatma, ışıklandırma” anlamına gelir. Birbirine bağlı bu iki sözcükten de anlaşılacağı gibi, münevver olan, özü gereği aynı zamanda tenvir edendir. Bunun aksi düşünülemez. Yani tenvir etmeyen münevver olamaz. Bu çıkarsamamızı Türkçe söyleyecek olursak; “aydınlatmayan, aydın değildir” dememiz gerekir. Evet; babamı “aydın” olduğu için yakanlar, bugün kendilerine “aydın” tanımlaması yakıştırılanların da desteği ile, hepimizin geleceğini tehdit etmeye devam ediyorlar.

Metin Altıok’a göre “Aydın olmaya giden yol muhalif olmaktan geçer. Muhaliflik ise tavır koyarak yapılır. Doğru adına, iyi ve güzel adına yanlışın, kötü ve çirkinin üstüne gitmeyen kişi aydın değildir. Türk aydını kimi muhaliflerin başına gelenden ürkmüş ve nemelazımcı bir konuma düşmüştür. Bu konuma düşenler bir dereceye kadar bağışlanabilirler. Ama uzlaşmacı aydınlar bu nasıl aydın olmaktır bilinmez her türlü değere musallat bir kültür zararlısına dönüşmüşlerdir.”

Sivas olayı; Cumhuriyetin kuruluşunu hemen izleyen bir dönemde meydana gelen Kubilay olayından sonra, Cumhuriyetin 70. yılında tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir. Bu olayı hiç unutturmamak, hep hatırlatmak ise aydınların görevidir. Burada amaç, son dönem iktidarı ve uzlaşmacı aydınlar tarafından gösterilmeye çalışıldığı gibi yarayı kaşımak ya da intikam almak değil, ülkemizi karanlık bir geleceğe teslim etmemektir.

Bugün sevgili Genco Erkal’ın yüreği ve kalemi ile bir ortaçağ karanlığının ardından yeniden güneş beliriyor. “Sivas’93” adlı eser ile Sivas’ın ayıbı sanatın ve sanatçının duyarlığı ile genç ve gelecek kuşaklar için kalıcı bir yer bulacak. Sivas katliamını unutturmamak ve ders almak adına sanatın kalıcı ve kavrayıcı gücü bizleri “medeniyetle” buluşturuyor. Bu çalışma toplum ve tarih adına önemli olduğu kadar ülkemizde örneği ve uygulamasına az rastlanan belgesel tiyatro anlayışı adına da önemli bir adım. Genco Erkal’ın birikimi, dünya görüşü ve sanatıyla buluşurken ona bir kez daha hayran olmamak mümkün değil. Ben sözlerimi Metin Altıok’un Şiirin İlk Atlası adlı kitabında yer alan yazısından alıntıladığım bir masal ile bağlamak istiyorum: “Serçe kuşu yağmurlu bir günde, şimşekler çakıp gök olanca hızıyla gümbürderken, yere sırt üstü yatmış, havaya kaldırdığı incecik ayaklarıyla boşluğu dövermiş. Bu tuhaf durumu görenlerin “Neden böyle yapıyorsun?” sorusuna “Bunca mahlûkat var yer yüzünde, gök yıkılıp üstümüze düşerse hepsi telef olacaklar. Ben de göğü tutmak için kaldırdım ayaklarımı” cevabını vermiş. Sonra içtenlikle “Kaldırdım kaldırmasına ama, yine de korkudan yüreğimin kırk kantar yağı eriyor” diye eklemiş. Çevresindekiler “Amma yaptın ha, sen kendin beş dirhem etmezsin. Bu kırk kantar yağ da neyin nesi!” diyerek alaya almışlar serçeyi. Serçecik şöyle bir bakmış yüzlerine, “Siz bunu anlayamazsınız” demiş. “Varın gidin işinize. Herkesin kendine göre kantarı, topuzu var.”

Metin Altıok’a göre aydın sorumluluğu ve etkinliği bir toplumun lokomotifidir. Eğer “Aydının gücü nedir?” diye soracak olursanız; masaldaki serçe örneği aydın sorumluluğunun kendisinin, kendiliğinden bir güç olduğunu söylemek olasıdır. Yeter ki bir toplum oturduğu yerde ille de güç için fil beklemesin!

İşte benim 15 yıldır Sivas kıyımı suçlularından çok aydınlara, kendi saffımızda sandıklarıma, öyle olmalarını beklediklerime içerlemem de bu yüzdendir. Genco Erkal’a ve eserde emeği olan tüm yürekli sanatçılara fil beklemedikleri ve gül yetiştirmeye niyetli oldukları için yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız!

“Bir yarım umuttur elimizde kalan, göğüslemek için karanlık yarınları”

ZEYNEP ALTIOK
28 ARALIK 2007



[ Yukarı ]

OYUNUN ÖYKÜSÜ
GENCO ERKAL

Temmuz başında yüreğime bir ateş düştü. Üç dört günlük kısa bir tatildeydim. O uğursuz günün on dördüncü yıldönümünde, Cumhuriyet gazetesinde Dikmen Gürün Uçarer’in bir yazısını okuyordum. Yakın tarihimizde ne kadar önemli olaylar var, neden yazarlarımız bu gibi konularla ilgili belgesel oyunlar yazmaz acaba diye soran bir yazıydı. Örnek olarak da Madımak Oteli’ndeki yangından söz ediyordu.

Birden anımsadım, aynı yazar bir önceki yıl da benzeri bir yazı yazmıştı, ben de bu düşünceye yürekten katılmıştım. Bu sefer gene katılmanın yanı sıra başka bir düşünce kıpırdanmaya başladı beynimde. Arkadaşlara bir şey söylemedim ama baktım içimde bir şeyler büyüyüp dal budak sarıyor... Bu oyunu ben yazamaz mıyım acaba. Hadi canım sende diyor bir yanım. Hiç olmazsa bir denesem. Akşam olunca artık dayanamadım, arkadaşlara böyle bir oyun olsa da oynasak, nasıl olur deyince, hepsi birden, tam zamanıdır, çok doğru bir iş yapmış olursun dediler. Gene de oyunu yazmaya soyunacağımı kimseye söyleyemiyorum. Önce kendimi bir tartmam gerek. Gerçekten bu işi kıvırabilir miyim?

Ardından zorlu bir süreç başlıyor. Önce doğru dürüst bir araştırmak gerekiyor. Eldeki malzeme nedir? Belgesel bir oyun olacaksa, şu belgeleri bulup önümüze bir koyalım bakalım. İlk aklıma gelen Dostlar Tiyatrosu’nun oyunculuk kurslarından öğrencim Şenal Sarıhan oluyor. O dönemde Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı ve Sivas davasında mağdur ailelerini savunan avukat grubunun en etkin üyelerinden biri. Niyetimden söz edince, aman diyor, çok isabetli bir düşünce, elimden ne geliyorsa yaparım. İki gün içinde bana kendi yazdığı iki ciltlik Sivas Davası adlı kitabı, Barolar Birliği yayınlarından Sivas Davası’nın tüm tutanaklarını içeren bin küsur sayfalık kitabı, fotoğraflar, dergiler içeren koca bir koli yolluyor. Arada ben de sahafları dolaşarak konuyla ilgili kitaplar, ve bir Sivas şiirleri seçkisi buluyorum. İkinci başvuracağım kişi Zeynep Altıok projeyi duyunca müthiş heyecanlanıyor. Elinde ne varsa, babası için hazırladığı kitabı, klasörler dolusu gazete, dergi kesikleri, kitaplar, olayın görüntülerini içeren video kayıtları, hepsini alıp geliyor. Diyorum ki, tamam, böyle bir niyetim var, ama kesin kararı vermeden önce malzemeyi bir tanıyıp, şöyle bir beş on sayfa yazmayı denemeliyim. Gözüm keserse ne iyi, daha söz vermiyorum.

Serdar Doğan’la tanışıyoruz o ara. Madımak cehenneminde öldü sanılarak morga bırakılmış. Ertesi gün tesadüfen, yaşadığı anlaşılmış, 16 gün komada kalmış. Bugün hayatta olması gerçek bir mucize. Üstelik oyun yazarı. Bizden biri. O da büyük bir coşkuyla katılıyor çalışmaya. Yazdığı kitabı, elindeki belgeleri, filmleri yolluyor. Oyunun hazırlık süresince içten desteğiyle güç veriyor. Gerçek bir dost. Dilerim bir gün onun Sivas’la ilgili o güzelim Simurg adlı oyununu da izleyebilirsiniz.

Kapanıyorum eve, dalıyorum belgelerin içine. Uykularım kaçıyor tabii. Olayı yaşayanların tanıklıkları, otelin içinde, morgda, cenaze töreninde çekilen resimler, video kayıtları insanın kimyasını altüst edecek cinsten. İnsanlar bunları mutlaka görmeli, diyorum. Böyle bir olayın bir daha yaşanmaması için Sivas’la mutlaka hesaplaşılmalı. Derinlere indikçe değişik boyutlar çıkıyor ortaya. Tam olarak çözülmemiş bir bilmece. Sonuna kadar gidilmemiş. Bizde her zaman olduğu gibi gerçek nedenler, gerçek suçlular ortada yok. Karartılmış, saklanmış, çarpıtılmış. Buna benzer ne çok olay var, yakından bildiğimiz. Aynı oyun hep oynanıyor da biz bir türlü çözemiyoruz, uyanamıyoruz. Mekanizmanın işleyişini oyunda, bilebildiğimiz kadarıyla, bütün boyutlarıyla sergileyebilirsek, izleyiciyi düşünmeye, tartışmaya yöneltebilirsek yararlı olabiliriz belki.

Eldeki malzeme oyunun biçimini de yavaş yavaş belirlemeye başlıyor. Aslında ne görkemli bir film çıkabilirdi bu malzemeden. Daha çok sinema kokusu duyuluyor. Eldeki görüntüler müthiş zengin, görüntü yanı ağır basan bir belgesel oyun biçimi görünüyor ufukta. Kişiler yok bu oyunda. Daha çok anlatıcı oyuncular. Antik tragedyalardaki koro gibi. Mekanımız bir tiyatro sahnesi. Sivas’taki yangından kurtulmuş kişiler mi bu oyucular, o günü anmaya mı gelmişler buraya, yitirdikleri kardeşlerini, arkadaşlarını mı anmaya gelmişler, ellerinde karanfiller? İçlerindeki Sivas acısını sağaltmak için mi sürekli oynuyorlar bu oyunu? Her gün yeni baştan aynı olayı karşılaştıkları herkese anlatıyorlar, oynuyorlar, o kahredici görüntüler eşliğinde?

Klasik bir oyun kurgusu değil burada söz konusu olan. Hatta belki alışılmış anlamda oyun bile değil bu. Belgesel bir anlatı, bir gösteri mi demeli? İlk on sayfayı yazdım. Kafamda bir şeyleri çözdüm gibi. Oyunun yapısı, kokusu, rengi belirleniyor ana hatlarıyla. Hesabını verebilirim. Çalışmanın sonunu görebiliyorum. Yöntemi buldum gibi. Kurgusu netleşti. Öyleyse devam.

Bir yandan araştırmayı sürdürüyorum, bir yandan sancılı bir yazı sürecini yaşıyorum. Başvurduğum herkesin yakın ilgisi beni yüreklendiriyor. Herkes sanki böyle bir oyunu bekliyormuş gibi elinden gelen desteği veriyor. Türkiye Barolar Birliği mahkemelerde kanıt olarak kullanılan görüntüleri yolluyor. TGRT Haber Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Soysal İhlas Haber Ajansı’nın çektiği görüntüleri iletiyor, Can Dündar’dan belgeseline kaynaklık eden görsel malzeme geliyor. Sedat Ergin Milliyet, Edibe Buğra Cumhuriyet, Aslı Öymen CNN arşivleriyle destekliyorlar. Soner Yalçın Oradaydım dizisinin Sivas konulu bölümünü, Enver Aysever Aykırı Sorular programının ilgili bölümünü, Soner Doğan Sivas adlı kitabında yer alan fotoğrafları yolluyor. Ataol Behramoğlu oyuna Bu Yangın Yerinde adlı şiiriyle katılıyor.

Fazıl Say, yüce gönüllü arkadaşım, oyun için yeni bir beste yapacak vaktim yok, ama bütün yapıtlarımı istediğin gibi kullanabilirsin diyerek, hiçbir maddi karşılık beklemeden oyuna imzasını atıyor. Gerçek dost Nurdan Arca, Ajans 21’in montaj stüdyosunu evimiz gibi kullanıma açıyor. Günlerce, gecelerce, oyuna eşlik edecek filmin kurgusunda çalışıyor. Alev Akan koreografi çalışmalarını yönlendiriyor.

Miyase İlknur oyuna maddi manevi destek bulmak için yoğun emek harcıyor. Oyunun provaları için Pangaltı Lisesinden Yetişenler Derneği Dostlar Tiyatrosu’na salonunu açıyor.

Hepsine ayrı ayrı sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum burada. Onların desteği olmasaydı, az sonra izleyeceğiniz oyun eksik kalırdı.

Benim uydurduğum hiçbir şey yok bu metinde. Hepsi belgelere dayanıyor. Her satırın kaynağını gösterebilirim. Ya mahkeme tutanaklarındadır ya da olayı yaşayanların tanıklıklarında, yazdıkları kitaplarda, basında çıkan söyleşilerde. Üzülerek söylüyorum. İzleyeceklerinizin hepsi gerçek.


ŞAHKULU SULTAN VAKFI 'NA
HUBYAR VAKFI 'NA
KARACAAHMET SULTAN DERNEĞİ 'NE
ŞİŞLİ BELEDİYESİ 'NE
KEYVENİ YEMEK 'E
CUMHURİYET GAZETESİNE

KATKILARINDAN DOLAYI TEŞEKKÜR EDERİZ.







Aşağıdaki görsellere ve başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.



Tiyatro Dergisi - Mart Sayısı



Zehra İpşiroğlu - Evrensel Kültür



Seçkin Selvi - Milliyet Sanat



Can Dündar - Milliyet



Ayşegül Yüksel - Cumhuriyet



Refik Durbaş - Sabah



Posta



Asu Maro - Milliyet



Metin Boran - Evrensel



Hasan Anamur - Radikal



Dikmen Gürün - Cumhuriyet



Ahmet Cemal - Cumhuriyet



Miraç Zeynep Özkartal - Milliyet



Hakkı Devrim - Radikal



Nermin Sayın - Dünya



Ece Temelkuran - Cumhuriyet



Miyase İlknur - Cumhuriyet



Güneri Civaoğlu - Milliyet



Rengin Uz - Posta



Zeynep Oral - Cumhuriyet



Aydın Orak - Radikal



Üstün Akmen - Evrensel


.



Zerrin Taşpınar




Türkan Saylan



Sevgili Genco Ağabey,
Oyunun ardından önce Bursa'ya, daha sonra da Erzincan'a geçtim. Bu nedenle yoğun bir süreç oldu. İletinizi dönünce okuyabildim.Hemen yanıtlayamadım. Bugün de Öğlene dek İzmir'e gitmek için hava alanında bekleyip sis nedeni ile uçaklar kalkmadığından eve döndüm. Sabah sizi oradan arayıp bugün Kanaltürk'te yayımlanacak olan programı haber vermek istemiştim.

"Oyun" sürerken hep tetikte bekledim.Aileler, genellikle acılarını yüksek sesle ve feryatla ifade ederler.Size gelirken, gençler özenli davrandı.En yufka yürekli ve yaşlı olanları geride bıraktılar. Buna rağmen gelenler için de Sivas'la yeniden yüzleşmek çok zordu. Tümünü de yakın tanıyorum. Acı özünde hepsinde aynı. Buna karşın , oyunu, acılarını dışa vurmadan izlediler.

Çıkışta Zerrin Taşpınar ve Zeynep Oral'la bu kaygımı ve izleme sırasındaki sessizliği ifade ederek, nedenini bulmaya çalıştım;Mahkeme salonunda, sanıklar, avukatları ve yargıçlar vardı.Ya düşman ya da uzaktılar. Yargıçlar için sıradan bir dava tarafı idiler. Toplumsal ya da bireysel acının ne yazık ki ayırdında değillerdi. Bu nedenle aileler, hep isyan içindeydiler.Bu kez, sahnede olanlar bizzat onlardı.Ya da onlar kadar acıyı ve tarihi içselleştirmiş olanlar. Ne demeliyim? Sağolun... Dışarda tümünün gözünde gözyaşı ile yalazlanmış bir ışıltı bir dinginlik vardı. Zeynep Altınok, Zeynep Oral'a bu hali, bu duyguyu "Kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim." sözleri ile anlatmış. Sivas mağdurları, "Sivas 93" ile kendilerini çok iyi hissettiler. Hem bir kez daha tarihi, sanatla pekiştirdiniz .Hem de onlar, yalnız olmadıklarını bir kez daha hissettiler.

Genco Ağabey, oyunda her şey çok dozunda idi.Verilen mesajlar çok iyi idi.Özellikle "Sivas Katliamı, arkasındaki örgütlerle aydınlatılsaydı 'bugün' yaşanmazdı." vurgusu ne denli önemli ve yerinde. "Sivaslıları da koruyan anlatımları da ben olumluyorum. Bu konuda aileler farklı düşünüyor.Çoğuna göre, tüm Sivaslılar suçlu. Bu olanaksız. Fakat sanırım "Madımak"ın kebapcı olmasına karşı kentin suskunluğu onları derinden etkiliyor.

Oyun izleyicileri derinden etkiledi. Siz de izlediniz mutlaka, oyunun bitiminde hala salonda kalma istekleri vardı. Bu salt alkışı sürdürme isteği değildi. Panel sonrası soru sormak ve fikir açıklamak isteyen katılımcılar gibiydiler. Ben de aynı duygular içindeydim. Şimdi, sıcağı sıcağına oturup konuşalım istiyordum. Bu ne iyi bir sonuç değil mi? Tartışmalılar. Evde, dışarıda, örgütlerinde.

Zerrin size bir ileti gönderecekti Galiba geri dönmüş. Demet ve Zerrin çok iyi duygularla ayrıldılar. Demet, oyunla ilgili izlenimlerini " 14 Nisan Çalışma Grubuna " gönderdi. Biz ( ben de bu gruptayım ) katılımcı kuruluşlarla burada geniş kesimlerin izlemesi için çalışacağız. Çıkışta Ahmet ve Ajanstan arkadaşlarla konuştum. Ankara ve diğer iller için bizim önceden bilgimiz olursa seviniriz.

Şenal SARIHAN

Sivas '93 oyunu için hepinize teşekkür ederim.Umut sizin gibi insanlarla yaşıyor.Saygıyla ellerinizi sıkarım.

İnci ASENA

Sivas '93 gibi önemli bir eseri hayata geçirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım bir gün onu asıl izlemesi ve anlaması gerekenler de bunun farkına varırlar. Cehalete karşı verilen savaşta yalnız olmadığımızı bilmek çok güzel. Çok teşekkürler.

Candemir TAMİR

''Sivas 93'' ü Sivas'ta oynamayı düşünür müsünüz ? Biz Cumhuriyet Üniversitesi olarak sizleri sonuna kadar destekliyoruz.Yapılan iğrençliğin,kahpeliğin farkındayız ve Madımak'ı unutmayacağız.Sivas bunları üzerinden atmak istiyor ama diğer yandan da hala ''Yakma'' olgusunu benliğinde taşıyan cahiller ve insanlık dışı mahluklar var. Lütfen buraya gelin ve bu ayıbı Sivas halkının gözüne gözüne sokun ki burda yaşayan çocuklar Madımak hatırasından nefret etsin. Sivas sokaklarında yürürken karşıdan gelen bir amcanın, o oteli yakanlardan birinin akrabası olma olasılığı beni kahrediyor çünkü..

Mikail DEMİR

Dostlar Tiyatrosu MERHABA
SIVAS'93 oyunu icin gonlunuze emeginize saglik...
Yandık Yandık Yandık Yandık
Yandık Yandık Yandık Yandık
Yandık Yandık Yandık Yandık
Yandık Yandık Yandık Yandık
Yandık Yandık Yandık Yandık
Yandık Yandık Yandık Yandık
Yandık Yandık Yandık Yandık
Içimiz hala yanıyor.....


Diren

Merhabalar,Ben, bu gece Hatay'da sunmuş olduğunuz "Sivas '93" adlı oyunu izledim. Şu an duygu ve düşüncelerimi ifade etmek öyle zor ki....Bu nedenle, sadece teşekkür etmek istiyorum. Başta Sayın Genco ERKAL olmak üzere, Dostlar Tiyatrosunun tüm emekçilerine teşekkürlerimi,sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Şunu da belirtmeden edemeyeceğim; oyun bittiğinde salondaki birçok insanın yüzünde, gözyaşı izleri ile birlikte tüm bu olanlara rağmen "bir şey" yapamamanın acısı ve öfkesi vardı. Ama siz, sizler "bir şey" yapıyorsunuz. Sanat yoluyla tepkinizi ortaya koyuyor ve bizimle paylaşıyorsunuz. Bu ülkede aydın olmanın ağır sorumluluğunu taşıyorsunuz. Bu nedenle de size bir kat daha fazla saygı duyuyorum.Bundan sonra da başarılı çalışmalarınızın devam edeceğine olan inancımla hoşçakalın diyorum.Saygılarımla

Öznur ELMASTAŞI

Merhaba Dostlar Tiyatrosu, Sivas 93 'te bize o gün yaşananlara dair her şeyi an be an yaşatıp, acı ve utancımız ile yüzleştirdiniz...Yıllardır örtbas edilen bu konu ışığında ;aslında günümüz için de hala ne büyük tehlikeler ile iç içe olduğumuzu bir kez daha haykırdınız..''Yeter artık bir şeyler yapmak lazım ile'' geçiştirilmeyecek zamanlara geldiğimizi gösterdiniz..Her kesimden izleyici mutlaka yüzleşti ,önce kendisi ile sonra da ne yapması gerektiğine dair...Bizler seyrederken içimiz sızladık-burkulduk.,çaresizlendik,öfkelendik . Sizler ise bize aktarırken. Öyle bir an geldi ki bizler de sizin gibi Madımak Oteli'nin içinde idik..Yanıyorduk..Yandık...Çok yürekli bir belgeseldi.. Bunu da ülkemizde sadece siz yapabilirdiniz.Tüm bu yürekli haykırışların yerine ulaşacağına inanıyorum.Ülkemizde kitap ,film ,heykel,resim yakmalar ile başlayan dahasında Can'ların yakılması ile devam eden bu utanç olayların hesabını soracakların var olduğunu biliyorum.Yüreğinize sağlık..İyi ki varsınız.Saygım ve Sevgilerimle...

Asuman ŞAHİN

Yasanilan her gelismeyi ( cok aci olaylar da dahil ) unutmayi aliskanlik haline getirmis bir toplumun bireyi olarak, her zamanki saglam durusunuzla,Sivas 93 oyununu sahnelemenizi,yurekten kutluyorum. Sizin ve arkadaslarinizin., ogun yasanan aci ve dehseti, bir tiyatro oyunuyla, bizlere basariyla sunmaniz,beni fazlasiyla duygulandirdi. Iyiki varsiniz, iyiki bunca yil durusunuzdan hic odun vermediniz Saygilarimla

Nezih KESİM

Sayın Dostlar Tiyatrosu emekçileri ; Sivas' ı İzmir Atatürk Kültür de izledim. Teşekkür ederim. Bu çağdışı olayı yaşattığınız için. Hüzünlendim.Tebrik ederim, başarılı çalışmalarınızın devamını dilerim. Ancak İzmirdeki gösterim çok az süreli oldu, umarım devam edersiniz.

Erol BEKMEZCİ

Sevgili insanlar, Insan gibi Insanlar,Dun aksamki oyununuzu izledim. Izledigim en kotu oyundu. O kadar kotuydu ki oyun, icim yandi izlerken, yerime oturamaz oldum, insanligimdan utandim, her sey kotuydu oyunda, insanlar-sloganlar-sesler-gurultu-kararlar-kararsizliklar-acizlikler kotuydu, her seyin otesinde en kotusu ise izlediklerim oyun degildi tamamen yasanmis kotu bir gercekti. Kotuydu oyununuz, hem de cok kotu, o kadar kotuydu ki, yasanan gercekleri yapanlar insanlardi, salondaki herkesi insan oldugundan utandirdiniz.Durun ! Yanlis anlamayin ! Sizler cok iyiydiniz, iyisiniz. Salonu dolduran bizler iyiydik, iyiyiz. Kotulere inat lutfen bu kotu oyunu uzun yillar boyu sahnelerde canlandirin.Umarim bir daha asla boyle kotu bir oyun oynama zorunlulugunda kalmazsiniz, bizleri boyle oyunlari izlemek zorunda birakmazsiniz. Sevgilerle...

C. DENİZ

Sayın Genco ERKAL ve Dostlar Tiyatrosu ekibi “Sivas 93” Belgesel Oyunu’nu tüm çıplaklığı ile biz izleyicilere büyük bir ustalıkla sunduğunuz için hepinize şükranlarımı ve sevgilerimi sunuyorum.16. Şubat. 2008 tarihinde İzmir’de sahneye koyduğunuz oyunu yüreğime saplanmış bir hançer soğukluğu içerisinde izledim. Olayın etkisi ve kurgusu biz izleyenleri o kadar çok etkiledi ki oturduğum yerde insanların hıçkırıklarla ağlayışlarına tanık oldum. Bu gözyaşları cehalete, yobazlığa ve gericiliğe karşı can vermiş olan aydınlarımız ve yitirilmeye, sindirilmeye çalışılan Cumhuriyet değerlerimiz içindi. Daha belgeselin ortasında kendi kendime hangi yürek ki bu oyunu oynamaya dayanıyor ve de hangi yürek ki bu belgeseli oturduğu yerden izleyebiliyor dedim. Sivas: kanlı bir şehir, Sivas umutların umutsuzluklar içinde yitirildiği ama hiçbir zaman sona ermediği bir şehir. Başarılarınızın devamını diler saygılarımı sunarım.Yüreğinize ve emeğinize sağlık.

Murat GÜRSOY

Sevgili Dostlar Tiyatrosu emektarları oyununuzu bu akşam izledim ve üzüntüden baygınlık geçirmekten korktum, kulise gelip bizi, -Atatürkçü,laik,çağdaş insanları (Çorum'da, Maraş'ta katliama uğrayan "Alevileri") yalnız bırakmadığınız için teşekkür etmek istedim ama gelemedim bitkin durumdaydım zira; oyunculuğunuz çok etkileyiciydi o günü o anları yaşamış gibiydim.Bizi ötekileştirmeye çalıştıkları, bahsettiğiniz gibi azınlık durumuna düşürmek istedikleri şu günlerde "yalnız değilmişim, bizi anlayan,acılarımızı paylaşan birileri varmış" dedirttiniz, sağolun. Ne desem duygularımı ifade edemem; ama şunu söylemeden edemeyeceğim siz üzerinize düşeni yaptınız,yapıyorsunuz ben de bir öğretmen adayı olarak(eğitim fakültesi son sınıf öğrencisiyim), insan yetiştirecek birisi olarak böyle acı olayların yaşanmaması için eğiteceğim öğrencilerimi...Yolunuz açık, başarılarınız daim olsun. Saygılarımla...

Selmin COŞKUN

26/02 de Yayla Sanat Merkezi'nden ağlayarak çıkmamızdan çok, geçmiş acılarımızı hiç bi zaman unutmasakta; yaşattığınız ve hissettirdiğiniz için sonsuz teşekkürler.. Sizin gibi değerlerin ve oyuncuların her zaman kalben ve beynen bizlerle olması dileğiyle.. bu kadar gerçeğe rağmen keşke herşey değişebilse ,,, keşke herşeyi değiştirebilsek.. Saygılarımla...

Nazan ÇAPA

Merhabalar.Bu maili "Sivas 93" adlı oyununuzdan çıktıktan sonra yazıyorum.Gerçekten inanılmaz bir oyun.Çok beğendim.Ellerinize ve emeğinize sağlık. Sivas'ta yaşanan katliamı uzun bir zamandan beri biliyordum her ayrıntsına kadar.Ancak bu akşam oyunu izlerken hiç olmadığım kadar duygulandım. Ancak oyundan çıktıktan sonra yüreğim umut doldu. Çünkü bu oyunu sergileyen değerli oyuncular izleyen tüm insanları görünce fark ettim ki Türkiye'de bir uyanış var. Karanlıkların, haksızlıkların üzerine gitmek isteyen büyük bir uyanış. Bunu görünce hala bir şeyler yapılabileceğini yapmaya istekli insanları görünce tekrar yüreğim umut doldu. Artık inanıyorum ki herşeyin çok daha güzel olacak aydınlık yarınlara kavuşacağımıza tüm yüreğimle inanmaya başladım. Bu duyguları sizinle paylaşmak ve tüm ekibe teşekkür etmek için.Herşey için çok ama çok teşekkür ederim. Tüm ekibe ve tüm oyunculara teşekkürlerimi bildiririm. İyi çalışmalar.

Tolga ÖZATA

Merhaba...ADT üyeleri ve tıp fakültesi öğrencileri olarak toplumsal aydınlanmanın bir parçası olup,bu konuda elimizden gelen herşeyi yapmayı kendimize görev seçtik.Sivas Katliamı gibi yakın tarihimizin üzerinde durulması gereken,ardındaki gerçeklerin ,ihmallerin ve bu gerçeklerin günümüze yansımalarının iyice düşünülüp kavranması gereken bir olayı konu alan 'SİVAS 93' adlı belgesel oyun için öncelikle sayın GENCO ERKAL'a olmak üzere hepinize teşekkürler.Böylesine bir belgesel oyun elbette oraya gelenlerin bir çoğunu gerçeklere yaklaştıracak bir basamak olacaktır. Bizde bu amaçla 15 MART'ta ANKARA'daki gösterime toplu bilet aldık ve o gece sizlerle beraber olacağız. teşekkürler...

Ayşe MIDIK

Sivas 93 Oyununuzda " Hiç bir şey eyleme geçen cehaletten daha korkunç değildir." dediniz. Bence en az bunun kadar korkunç bir şey daha var ki o da "Eyleme geçmeyen aydınlık beyinler."Ben bir öğretmenim. Yıllardır en büyük üzüntüm çocuklarımın sizleri tanımaması. Zaten gelip görmeleri, sizleri izlemeleri pek de mümkün değil. Ama ben hep istedim ki bizlerin çabalarıyla siz aydınlar birleşsin ve çocuklarımız önlerine sürülen magazin malzemelerini değil sizleri tanısın. Evet onlara "akrep gibisin kardeşim" dizelerini okutuyor, okuyoruz ama sizin gibi değil. Bu dizeleri bir de sizden duyabilselerdi...O eyleme geçen cahiller, daha ana kucağından çocukları işleyerek okula gönderiyorlar. Karşımıza her yıl hurafelerle dolu aileler, dinle korkutulmuş çocuklar geliyor. Evlere servis ediyorlar yobazlıklarını. Ben istiyorum ki sadece okullarımıza, okulumuza gelin. Çok uzağınızda değiliz. Çocuklar da çok uzağınızda olmamalı.Eğer bizimle, çocuklarımızla olmak isterseniz bizi çok mutlu edersiniz. Saygılarımla

H.Seda GÜNEŞ

Merhabalar,Ankara Şinasi sahnesindeki temsilinizdeydim bu akşam. Hikayenin işlenişi,sahne, performanslar herşey harikaydı.80 kuşağında doğan ve siyasetten, tarihten uzak büyüyen bizleri yakın tarihimizle ilgili aydınlattığınız, böyle bir olayı belgeleriyle sanatla bütünleştirerek sunduğunuz için çok teşekkür ediyorum.Çok da aydınlık geçmeyen şu günlerde, yurdumda hala insanlık adına çabalayanlar olduğunu görmek geleceğe olan umudumu bir kat daha artırdı.Başarılarınızın ve bu tür çalışmalarınızın devamını diliyorum.

Tuğçe TALİ

Sayin Sivas 93 Oyuncuları,15.Mart Cumartesi aksami Sinasi sahnesinde "Sivas 93" oyununuzu izledim ve cok huzunlendim, cok duygulandim, cok hirslandım. Cumleler yetmez duygularıma...Tum ızleyiciler ayni huzunle salondan ayrildi.Oncelikle, gundeme getirilmesi cesaret ve yurek gerektiren Sivas 93 oyunu için sizleri gonulden kutluyorum. "Hiçbir şey eyleme geçen cehalet kadar korkutucu olamaz" sozu hem olayin hem de oyununuzun anafikri.. Boyle bir insanlik ayibini bir daha yasamayacagimizi umarak Sayin Genco Erkal'in nezdinde tum oyunculari kutlar, saygilarimi sunarim.

Gülcan ÇELEBİOĞLU

Merhaba Sivas 93 ekibi;sitede heyecanla size bir şeyler yazacağım bir yer ararken bulduğum ilk e-posta adresine göndermek istedim düşüncelerimi, fikirlerimi.. Umarım doğru yere ulaştırabiliyorumdur..Bir felsefe öğrencisi olarak defalarca duyduğum hiçbir şey eyleme geçen cehalet kadar korkutucu olamaz sözü ilk defa gerçek hayatıma fazlasıyla dokundu karmaşık duygular yaşadığımız bu dönemde her şey karışırken neyi nereye koyacağımızı bilmeden yaşarken birileri kalkıp bize bir şeyleri dikte ederken ve biz hiçbir şey yapamazken dün gece içime işleyen bu söz bütün gece belki de uykusuz kalıp düşünmeme sebep oldu. Descartes "düşünüyorum öyleyse varım" derken ben bütün gece düşünüyoruz ama neden bir şey yapamıyoruz dedim cehalet eyleme geçmişken üniversite kapısına kadar gelmişken biz hala oturmuş beklerken dün geceki oyun bana bu dışardaki karanlık yüzleri bir kez daha gösterdi içerdeki o aydınlık yüzlerle beraber.. çok teşekkür ederim herkes adına.. Sivas olayı yaşanırken ben 7 yaşındaydım o zamanki haberlere dair hiç bir şey hatırlamıyorum sonradan duyduklarım okuduklarım var birde siz varsınız işte Sevgili Sivas 93 ekibi çok teşekkür ederim..ama yine aynı karanlık yüzler Hrant Dink' e uzanırken ben buradaydım 21 yaşındaydım geçen yılların hiçbir şeye ders olmadığı açık..Dün gece siz bana o kadar da umutsuz olmamam gerektiğini gösterdiniz.. Her şeye rağmen umut etmem gerektiğini gösterdiniz.. çok doğru bir dönemde sahnelenen bu belgesel oyunda emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Gönül isterdi ki keşke Sivas olayı hiç yaşanmasaydı ve bu oyun hiç oynanmasaydı..Umut dolu günlere..

Seda ESEN

Merhaba .23 Mart ta oyununuzu seyrettim ve hala etkisindeyim.Öncelikle cesaretinizden ve o güzel insanlara vefanızdan dolayı sizleri kutlarım.Ben 28 yaşındayım ve 93te lise 1. sınıftaydım.Bu yaşıma kadar inanın utanarak yazıyorum Sivas olaylarıyla çok da fazla ilgilenmemiştim.Biliyordum fakat bu kadar derin değildi bildiklerim.Şimdi kendime çok kızıyorum.Sizin sayenizde gerçekler,konuyu bilenler ve benim gibi ilgisizler tarafından daha iyi anlaşıldı,hatırlandı.Olayları sürekli hatırlamalı ve hatırlatmalıyız ki yobazlarla ,kendi çıkarları ve kendi ceplerini doldurmak için bilgisiz halk kesimini kullananlarla baş edebilelim.23 Mart ta Sivas tan arkadaşımı ziyaretten döndüm.İlk defa Sivas a gittim ve oradakilere döndüğümde Sivas 93 oyununa gideceğimi söylediğimde meraklandılar ,oyundan çıkıp aradığımda keşke seyretme imkanımız olsa dediler.Oyunda gösterilen tüm caddelerden, sokaklardan ve Madımak otelinin önünden geçtim.Oradaki restoranı görünce insanların ne kadar midesiz bayağı olduklarını düşündüm.Oyundan çıktıktan sonra ilk aklıma gelen orada nasıl o kadar rahat davrandığım,sokaklarda nasıl hiç korkmadan ,ürkmeden dolaştığımdı.Bilgisizler korkmazlar,cesurdurlar.Oyundan sonra anladım ki ben de onlardanmışım ne acı.Gece evime tek başıma giremedim.Böyle bir acıyı böyle bir ölümü hiç kimse hak etmez.Masumsalar, hele de özü sözü bir kendilerini gizlemeyen aydınlık yarınlar isteyen insanlarsa.Oyunu seyretmek için ne kadar geç kaldığımı anladım ve dostlarıma bu fırsatı kaçırmamaları gerektiğini söyledim.Umarım çok geç kalmamışımdır.Artık haberleri bile seyretmek istemediğim,yeni saçmalıklar duydukça,vatanın satıldığını,insanların kötü niyetlerini açıkça beyan ettiğini gördükçe,yobazların arttığını ve en önemli yerleri ele geçirdiklerini,ne zorluklarla kazanılan Cumhuriyetimizin ne kolay elden çıkarmaya çalıştıklarını gördükçe içimin sıkıştığını nefes almakta zorlandığımı hissediyorum ve böylesine kötü hale gelen bir ülkede nasıl yaşadığımı nasıl yaşayacağımızı düşünüyorum.Dostlarla bugün ve yarınlar için olan endişelerimizi konuşmaktan,yanlış düşüncelerini açıklayanlara biraz olsun anlayabildikleri kadar doğruyu anlatmaya çalışmaktan başka yaptığımız bir şey yok.Bu arada oyunu ve olayları anlattığımda bana tuhaf gözlerle bakıp kandırılmış olabilir misin diyenler,kendilerine anlatılan uydurmacalara yalanlara inananlar çıktı karşıma.Onlara doğruyu,öğrendiklerimi anlatmaya çalıştım.Ne çok insanla ne çok cehalet budalasıyla mücadele etmek zorundayız ve ne kadar zavallı durumdayız ülke olarak.Cumhuriyeti kurmak,ülkeyi kurtarmak için uğraşan,derdini kaygılarını korkularını anlatmaya çalışan insanlardan sonra geriye ne kalıyor?Gericilik ve o gericilerin karşısında susan bilinçliler.Koyunluk vasfından kurtulacağımız günü merakla bekliyorum!Bu arada arkadaşlarımdan birinin olayların yaşandığı gün Sivas'a Tokat'tan giden semah ekibinden olduğunu her şeyi birebir yaşadığını, bir diğerinin Malatya olaylarını yaşadığını öğrendim.Acıları hala taze hala azalmamış,gün geçtikçe korkuları daha çok artmış.Size yazacak daha ne çok cümlem vardı fakat nöbetten çıktığımdan hatırımda değiller.Tek dileğim o güzel insanların unutulmaması,hatıralarının yaşatılması.Ve unutulmamasını istediğim diğer konu da insanların bağnazlığının,gözü dönmüşlüğünün,cehaletinin yenilmesi gerektiği.Biliyorum kimse gelip bizi düştüğümüz kuyudan kurtarmaz.Kendi mücadelemizi vermeli, doğruyu öğrenip insanlara öğretmek için çabalamalıyız.Siz her oyunda bu acıyı tekrar yaşıyorsunuz.Bizim ekrandan,yazılarından tanıdığımız insanlar sizin dostlarınızdı.Biz gözyaşlarımızı gizlemedik,vahşete kimse dayanamaz peki ya siz her oyunda yeniden,yeniden buna nasıl dayanıyorsunuz?Ben ebe hemşireyim ve durumu kötü hastalarım olduğunda metanetliyimdir fakat sonraları yitirdiklerimden hiçbirini unutmam hep aklımdadırlar ve sorularla beraberimdir "acaba daha iyi olmaları için biraz daha yaşayabilmeleri için ne yapmalıydım?"hep bu sorular vardır aklımda beynimde döner dururlar.Bu benim mesleğim oyun da sizin mesleğiniz.Fakat yine de aklım almıyor dostlarınızın acısını her defasında yaşayışınızı ve buna sahnede dayanabilişinizi.Tanrı sizi korusun ve kalbinizi.TEŞEKKÜRLER açık sandığım gözlerimi ve beynimi açtığınız için,Dostlarınızı unutmadığınız ve onlara verilebilecek en güzel hediyeyi verdiğiniz,gerçekleri böylesine açık bir şekilde gösterdiğiniz,unutulmalarını engellediğiniz için,görülebilmesi ender cesaretiniz için.Eğer yolum düşer tekrar Sivas'a gidersem karşılaştığım her kese sormak istiyorum ne düşünüyorlar ne hissediyorlar bu olayla ilgili.Bir daha böyle olayların yaşanmamasını diliyorum ve sizin güvenliğiniz için korkuyorum.Hayatta en koktuğum karanlık ve yalnızlıktır.Oyundan çıktıktan sonra korkularımın gerçekliğini,haklılığını anladım.Karanlık cehalettir,önünü görememek ve yardım almak isterken kimseyi sorgulamıyorsan oradaki sokakları dolduranlardan hiç farkının olmamasıdır.Aydınlanmayı ve tüm oyun ekibinin yitirdiğimiz insanlarımıza sadakatinizin sonsuzluğunu diliyorum.Yapabileceğim bir şey varsa her zaman yanınızdayım.Gözlerimi açtığınız için binlerce teşekkürler!Korkularımın gerçekliğini gösterdiğiniz ve yüreğiniz için teşekkürler.Emeği geçen herkesin eline yüreğine sağlık.İyi ki varsınız.Ben "gül yetiştirmeyi" diliyorum kendi çevremde.SAYGILARIMLA.

Derya Sel ÖNGÜN

Sn. Genco Erkal nezdinde tüm sanatçılar; Dün akşam CKM’ de Sivas ’93 adlı belgesel oyununuzu izledim. Çok kısa yazacağım. Bize bu “korkunç” geceyi yaşattığınız için teşekkürler! Unutturmadığınız için, unutturmamaya çalıştığınız için… Saygılarımla;

Sergin ÖZCAN

Merhaba Dostlar Tiyatrosu Bugün bu kadar kötü olmamı sağlayan şey 15 yıl öncesinin izlerinin dün kötü bir karabasan gibi tekrar beni içine çekmesiydi. Orada Madımak’ta değildim. Ama hep oradaymış gibi hissettim bu acıyı. Ve çoğu zaman da orada olmadığım için hissettim bu acıyı. Keşke orada olsaydım, keşke hepimiz orada olsaydık dedim. İnsan orda can veren canlarımızı sanki yalnız bırakmışız gibi hissediyor bazen, azap çekiyor. Orda olsaydık ya, yanlarında,o zaman kurtarırdık diyesi geliyor….Hep Keşkeler……..Ölürüz, yanarız, taşlanırız, katlediliriz, hor görülürüz. Ve sonrası hep büyük bir acı ve yine sinmişliktir. Hiç duydunuz mu bizim de karşılığında meydanlarda yürümekten başka bir eylem yaptığımızı bunlara karşılık, can aldığımızı.Oyununuzu,sunduğunuz muazzam belgeseli uzun zamandır bekliyordum. Salı günü Maltepe'de bu bekleyişin ne kadar doğru bir istek ne kadar haklı bir destek olduğunu gördüm. İnanamadım. Bir grup üstün yetenekli ve duyarlı insan çıkıyor ve size o tarihleri yeniden yeniden yaşatıyor. Sizi içine alarak sizi de katarak. Siz oynadınız biz yandık. Siz konuştunuz biz yandık. Böyle bir oyunla Sivas katliamını unutanların kafasına vura vura binlerce kez hatırlattınız. Size söylemek istediklerimi kelimeye bile dökemiyorum. Hepinize sıkı sıkı sarılmak istedim sadece oyundan sonra. Oyunculuk, anlatım, ifade, müzikler vss her şey mükemmeldi. Dün Yayla Sanat Merkezi’nde bizlere sunduğunuz bu oyun(belgesel) için Sizleri büyük bir saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Dilinize,canınıza,emeğinize sağlık….Sonsuz teşekkürler.

Sonay KARATAŞ

Merhabalar.. Dün akşam Robert Koleji’nde oyununuzu seyrettim ve hayran kaldım.. Genco Erkal ve tüm ekibin ellerine sağlık.. Oyunu izlerken tüylerimiz diken diken oldu..Gerçekleri o kadar guzel bir şekilde anlattınız ki, çıkınca karamsarlığa kapılmamak elde değildi.. Tabi bir yandan da pes etmeyip, "onlara" karşı daha sağlam durmamız gerektiğini bir kez daha anladık.. Bu güzel oyun için sizlere çok teşekkürler.. Başarılarınızın devamını dilerim, Nice oyunlara..

Güliz Kocabalkan
"SİVAS 93" ADLI OYUNUNUZU BURDUR’DA DA GÖRMEK İSTİYORUZ.LÜTFEN ANADOLU'NUN BU DEMOKRAT VE DE ŞİRİN ŞEHRİNİ DE ZİYARET EDİN.AFİFE TİYATRO ÖDÜLLERİNE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ TEPKİDEN DOLAYI DA SİZİ YÜREKTEN TEBRİK EDİYORUM. TEŞEKKÜRLER.

Gülşah Sağlam

Merhaba!Ben, Gaziantep'te öğretmen olarak çalışıyorum. Dün (28.04.2008), "Sivas '93" adlı oyunu izledim. Hala oyunun etkisi altındayım. Sivas olayını genel anlamda bilgiğimi sanıyordum. İzlediğimde bilmediğim çok şeyin olduğunu hayret, öfke, üzüntü, vs duygularının karışımı ile farkettim. Bu güzel oyunu hazırlayarak bizleri konu ile ilgili daha da bilinçlendiren başta saygıdeğer Genco ERKAL ve diğer çok değerli oyuncular olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyor ve emeklerine sağlık diyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum...Ayrıca ben Adıyaman'lı biri olarak oyunun Adıyaman'da da sergilenip sergilenemeyeceğini çok merak ediyorum. Her ne kadar bir tiyatro salonumuz olmasa da eldeki imkanlar ile bir şekilde bu oyunun Adıyaman'lı hemşehrilerimin de beğenisine sunulmasını çok arzu ediyorum.Dostlar Tiyatrosu'nun diğer oyunlarını da görebilmek umuduyla sevgiler, saygılar....

Suna FİLİK

Şuanda tarİh 26 nisan 2008 saat: 22:50 ben Adana’da sivas93 oyununu izleyeli neredeyse 1 saatten fazla oluyor ve oyunun etkisinden kurtulabilmiş değilim, günler haftalar geçse de kurtulabileceğimi zannetmiyorum. şuanda aklıma gelen tek şey minnettarlığımı yazıda dile getirmek. ben 19 yaşımdayım ve gün geçmiyor ki bu ülkenin gecmişiyle ilgili yüz kızartıcı bişeyler öğrenmeyeyim. bir grup okuyan gencin kendi düsüncelerini açıkça dilegetirdikleri için asılmalarını mı dersiniz,insanlık dışı maraş olaylarımı dersiniz yoksa sivas katliamımı? ben daha yeni başlıyorum hayata ,yeni farkına varıyorum büyüdüğümün ve büyüdükçe bir şeyler öğreniyorum bir şeyleri sorgulayabiliyorum. bu ülkeye okuyup hizmet etmek istiyorum ama korkuyorum .aklımda ,yüreğimde hep bir endişe var. bu ülkede hep okuyana,yazana , araştırana ,düşüncesini aktarana bir tepki hep bir sırt dönüş varken ben nasıl ülkeme fikirlerimle ,düşüncelerimle hizmet edeceğim? birileri aydınlanmaya çalışan bu ülkenin ışığını engellemeye devam ederken kac kişi doğru bildiğini söylemeye devam edebilecek. bugün sivas 93 oyunu bittiğinde oyuncular sahneden hiç inmesin, bense onları sonsuza kadar alkışlayalım ıstedim. iyiki böyle bir oyunu sahneleyerek biz gençlere bu utanç verici olayı öğretip, bilipte unutmaya yüz tutmuş yaşlı insanlara bu utancı tekrar hatırlattınız. tüm sivas93 oyuncularına ve bu oyuna emek veren bütün insanlara yürekten sevgi ve teşekkürlerimi sunarım. Saygılarımla...

Emir CÖMERTBAY

Merhabalar, Geçtiğimiz pazar günü Adana'da izledim oyununuzu ve gerçekten çok etkilendim. 2 Temmuz aslında benim doğum günüm. Ve Adana'da doğmama rağmen ilk çocukluk yıllarım babamın görevi nedeniyle Sivas'ta Divriği'de geçmiş. Ben Sivas Katliamı'nı bildiğim günden bu yana doğum günümü kutlamıyorum ve hep bu konuda, özellikle bu günde bir şey yapamamanın verdiği acizlikle rahatsızdım. Maksimum yapabildiğim duyurabildiğimce insana bu günü duyurmak oluyordu. Ama oyunun broşüründe yazan Metin Altıok'a ait serçe hikayesi benim zihnimde bir şeylerin oturmasını sağladı.Şöyle özetleyebilirim ki, bu yaz aylarında bir konser organizasyonu yapmak istiyordum. Daha önce de ufak tefek işler yaptım Adana'da. Ve bu etkinliği 2 Temmuz'da yapıp sadece konser etkinliği olarak bırakmamaya karar verdim. Bu konuda bana yardımcı olabilecek bazı insanlar var bağlantıda olduğum. Daha çok farklı ve azınlık bir kitleyi hedef alan rock- heavy metal organizasyonuydu fikrim ama bunu iki güne yayıp söylediğim gibi daha kapsamlı bir şeyler olsun istiyorum. İngiltereli, kurulduğu günden bu yana geçen yirmi küsür senede tavrından taviz vermeyen anti faşist grup Napalm Death'le görüşme hâlindeydim bu sene içerisinde. Yeniden bağlantıya geçip onları Adana'da bu tarihlerde misafir etmeyi; Ankara, İstanbul, İzmir, Afyon, Kayseri, Bursa gibi yine bağlantıda olduğum ve bu etkinliğe seve seve gelebilecek grupları da bu kadroya dahil etmeyi plânlıyorum. Sadece müzik etkinliği olarak bırakmak niyetinde de değilim. Benim için maliyeti büyük olacak bir organizasyon bu ve sponsor desteği alabileceğime de inanıyorum. Sizleri de bu konuda haberdar etmek, bu organizasyonla ilgili koşullar netleştikçe bilgilendirme, uygun olursanız sizleri de misafir etmek isterim. Saygılarımla.

Ayşenur AKSOY

90’lı yıllardan bu yana tüm toplum kesimlerinde her şeyin aynı zamanda bir başka şey olabileceği, telepatik güçlerimizle zamanı tersine çevirebileceğimizi, para-psikolojik varsayımlarla insan aklının ister iğdiş edilmesi deyin ister tutulması, ister de aklın kısırlaştırılması. Sanayi toplumunun hızı, aklın hızla üretip tüketmesinden çok sürekli tüketip yerine koyacağı olguları da günbegün yok ettiğini söyleyebiliriz. Yine o yılların ortasında bir dostumun kulağıma şöyle seslendiğini hatırlıyorum, “artık kuantum diye bişi var” gerçeği ararken, olması gerekenden söz ederken, belirsizlik ilkesi yaşamda var olma edimi haline gelecek. O “…diye bişi var” ın yaşamımıza sızması sanırım böyle oldu, “bişi var bişi var” diyerek aslında elimizde hiçbir şeyin kalmadığına şahit olduğumuz şimdiki zamanları yaşamaya başladık. Sonunda bula bula “akıllı tasarım” (Intelligent Design) teorisini bulu- verdik karşımızda. Aklın burkulma süreci yer-zaman-hız tanımıyor ve otomasyon devam ediyor. Dişliler çarklar… Şey, entegreler, diyotlar, soketler mi demeliyiz? Evrime karşı “biyo-kimyasal başkaldırı” evrime karşı Harun Yahya’yı kesinlikle saymıyorum, akıllı tasarım zırvalığı en azından ABD’de kimi eyaletlerde okul kitaplarına girdi bile. O zaman şöyle diyebiliriz; Harun Yahya da okul kitaplarına girecek! İşte o zaman aklın sonuna gelmiş olacağız.. Uzun lafın akılla ifadesi “gerçek” nasıl oldu da yitirildi? Ya da gerçekten gerçek derin bir uykuya daldı da, prensin gelip onu öpmesini mi bekliyor?Bütün bu post-modern “metafora” dışardan bakma meselesini bir türlü beceremiyoruz sanırım. Hızla dönen, hızlandıkça en azından saniyede 24 kare ilkesini dahi yakalayamadığımız hayal gücü dünyasına dur demek nasıl ‘gerçek’leşecek. Algımızın neyi seçmesi gerektiğini hız ilkesiyle nasıl da belirliyorlar, nasıl da aklımızın atomlarını parçalayıp nötronlarına spin attırıyorlar. Yaptırıyorlar-ettiriyorlar ama ‘gerçek’leştiriyorlar son düzlükte… Öte taraftan aşağılamaya, yok saymaya eğilimli “akıllı tasarım” ürünü başbakanlar ayakların baş olmasından kabaca ve sürüngenler gibi bahsedebiliyor. Sanırım baş olmakla kastettiği şey başına gelecekleri, aksakallı dedenin hatırlatmasından başka bir şey değil. Gerçeği bilen ise aksakallı dedeye prim vermez. Başbakan, baş olmak ve nihayetinde ayakların odun başlara tekmeyi atması her türlü akıl burkulmasına karşın günümüz dünyasının en akıllıca işi olacak. Bir de hatırlatmakta yarar var o ayaklar da makûsken yoktur sanırım(!) Sanat da bütün bu karmaşadan payını almıyor mu peki? Hem de sonuna kadar. Bakın, Dostlar Tiyatrosu’na, cesaretlerinden dolayı ödüle boğdular tiyatroyu. Asıl cesaret, ödülünü alması gereken bu toplum değil mi? Sivas da katledenler, yakanlar, yıkanlar bugün iktidardalar ve cesaret dedin mi katliamcı, aydınlık düşmanı şahısları iktidara taşıyan bu topluma verilse ödül daha iyi olmaz mıydı? Hiçleştirme adına bir deneme yaptı sermaye ödül komitesi, ama açıkçası tosladı diyebiliriz. Hem de fena tosladı. Sivas’ta yaşananları aklın duyusundan çıkarıp, büyük bir hızla “ayaklar altına” alma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Risk almak sanırım ödülü düzenleyen yapı kredi sermaye grubuna pek yabancı bir kavram değil. Daha önce yapı kredi bankası sermaye grubu sanatı kontrolleri altında tutmak adına birçok sanatçıyı kendi kaydı altına geçirmedi mi? Örneğin yayın haklarını alarak bir baskı yaptıktan sonra eserleri hiç etmiyorlar mı? (örn. A. Artaud-Tiyatro ve ikizi) Şimdi Nâzım’ın “Memleketimden insan manzaraları” destanını her gittiğimiz kitapçıda bulamadığımız bir ‘gerçek’. Sınırlı sayıda baskı, sınırlı sayıda dağıtım ve sonunda topyekûn unutturma ve yok etme çabası. Mansiyona değer görerek yok etme çabası da aynı akıllı tasarım düşünce ürünü değil de nedir?Sermaye, (Adorno’nun deyişiyle) gerek “kültür endüstrisiyle” gerekse kapitaliyle. Sanata açıktan ya da dolaylı olarak tüm organlarıyla saldırmaya devam etmekte. Sanatı önce kendi metası haline getirdi, sonrada yok etmek için ( kendine hizmet etmiyorsa) hiçleştirme tarzını benimsedi. Sponsorlarla kendine bağladığı sanatı ya da tiyatroyu kendi kontrolü dışında ürünler vermesini engelledi. Burjuva aydınlanmacılığı sanatçının ne ürettiğine direkt olarak müdahale etmez elbette, fakat sanatçının kültürel olarak kendisine bağlayıp, sanatçıda bir otokontrol mekanizması geliştirir. Parayı veren düdüğü her zaman kendisi çalmaz, kendi yanında tutarak, kendi penceresinden çaldırmayı daha iyi bilir. Bu da sermayenin işletilmesinden ve artı-değer kazancından başka, burjuvazinin en iyi becerdiği işlerden biridir. Bu konularda toplumu sürüklediği metafordan kendisi etkilenmez, aklını ‘gerçek’ olarak kullanır. Oysa burjuva aydınlanmacılığının dışında kalan, kendini sermayenin egemenliğinden ve onun belirlediği ölçülerden bağımsızlaştıran sanatçı emekçinin yanında olmasını bilir. Yani ayakların yanında; köhnemiş başlara tekme atmasını bileceklerin yanında…

Nevzat SÜS

KARANFİLLERİN SEMAHI
Bazı ritüellerin yaşanması doğal haliyle sürerken, onların bir damla kanla kirlenmesi insanda değişiklikler oluşturur. Sivas Katliamı’nın üzerinden onca yıl geçmesine karşın aklımıza imgelenen en önemli nokta oraya gidenler arasında gençlik yıllarını semahla örenlerin varlığıdır. Onca yazarın, sanatçının, ozanın, aydının, örgüt yöneticisinin gidip de kaldığı Madımak Oteli’nde semah dönenlerin, yakıldıkları ateşte karanfiller gibi kızıllaşarak açmalarıdır aklımızda bize simge kalan.Sivas’ta 93’te yapılan etkinliklerin ilk günü tüm katılanların sevinç ve coşkuları arasında sürer. Herkes o günün nasıl da güzel başladığını anlatır. Ya ikinci gün. O 2 Temmuz gününü nasıl anlatıyorlar. Birden bire öğlen saatlerini yüzümüze vura vura hatırlatan güneşin yükselmesi ve öte yanda camilerin etrafında biriken kalabalıkların haykırışları. Bu haykırışların çoğaldıkça şiddete dönen yüzü, gün soluncaya kadar direniyor. Bu gerçek bir direnmedir. Ölümü çoğaltma direnişidir. Bir toplu kıyıma giden direniş. İnsana olan umudun gittikçe tükendiği bir direniş. Kurban ve ateşin birleşmeye, çoğalmaya, öç almaya nefes alıp verdiği bir direniş. Sivas’ta törenler ilk gün Atatürk Anıtı’na çelenk koymayla başlıyor. Ne kadar protokol değil mi. Tam bir devlet geleneği uygulaması. Sonrası uygulamalar da böyle devam ediyor zaten. Bunda kanıksanmayacak bir şey yok. Devlet bir yerde bir etkinlik yapacağı zaman böyle başlar. Bu etkinliklere çoğunlukla polis telsizleri eşlik eder. Tıpkı Sivas’ta olduğu gibi.Bir tiyatro oyunu olarak izlerseniz bunu, karaografide tüm bir Sivas’ı görmek mümkün olmaz elbette. İşte bu nedenle başvurulacak şey belleklerimizden çıkmayan görüntülerdir. Bu görüntüler ne yazık ki katliamın tanığı olmaktan öte bellektir bize, insanlığa. O bellekler de kendimizi unuttuğumuz an, hatırlatmak içindir. Sadece sahne olarak bakarsanız 3 kadın 4 erkek görürsünüz tiyatro sahnesinde. Bu sahneyi bozan şey, birden kimsenin reddedemeyeceği görüntüleri bize sunan sinema kareleri oluverir birden. Sivas; gazete arşivlerinde birikmiş bildiriler ve yazılar, 93 Temmuz’unun ilk günlerine sığan sinema kareleri;Ankara; ve asla taraflılığından vazgeçemeyeceğimiz kişilerin açıklamaları. Yani Demirel, Çiller Yılmaz, İnönü vs.ler. Sivas kareleri arasında onların adlarının ne işi var demeyin. Onlar sadece o günün değil, tüm katliam yargılaması boyunca karşımızda olanlardır. Mahkemelerin soğuk duvarlarına güç verenlerdir. Bu insanlık ayıbının karartılmasında öncelikli olarak başka kimin emeği olabilir ki o kadar.Sivas; Saat 14: 00, cami yollarından yürüyerek birikenler; “Şeriat gelecek, zulüm bitecek.” Sivas; Saat 14: 00, Kültür Merkezinden çıkanlar; “Türkiye Laiktir, Laik kalacak.”İşte o ismi geçenlerin bize adım adım sundukları Türkiye.Saatler ilerliyor. Kurtuluş umudu arayan telefon trafiği, belgelerle karelerde; Sivas-Ankara; Ankara-Sivas…. Konuşmalar ise oyuncuların ağzında; “gerekli önlemler alındı!” Asker geliyor. Polisler yeterli… Sürüyor umutlar. Polis telsizleri; “kalabalık birikti.” Karamollaoğlu konuşuyor; “gazanız mübarek olsun. Şunların ruhuna bir Fatiha okuyalım önce…” Saat: 15/16, Madımak Oteli’nin içinde tüm adı geçenler. İçerde korku yok. Bekleyiş var. Gençler türkü söylüyor. Şairler ozanlar konuşuyor; “aramızdan biri ölse ne olacak. Yanıtlıyor biri; “Geri kalanlar ölene şiir yazacak…” Kendilerini bekliyorlar anlaşılan, anlı şanlı. Yok yok Godot’u bekliyorlar. Birgün gelecek…Dışarısı daha hareketli, kameralar orada. Pir Sultan Abdal’ın heykeli otelin önünde. Müthiş bir heyecan. Kin, nefret, vecd hali; heykeli tekmeleyenler, sövenler, kafa vuranlar, ısıranlar, üzerinde tepinenler… ve gaz dökülüp yakılmaya başlanan saatler… Heykeli yakıyorlar önce; Pir Sultan Abdal’ın dilinde; “bu kaçıncı ölmem hain…”Saat 19: 20, Polis telsizinden; 3832: “Topluluk (güruh oluşturan beyefendiler) iyice/ne kontrolden çıktı…” Sivas’ta Müslümanlar yargılama ve cezalandırma hakkını kullanıyor.Saat: 19: 55, cehennem ateşi.Kitabın dediği oluyor…Z. Taşpınar: “Yakıyorlar bizi…”Saat 20: 00, Kim boğuldu, kim yandı, kim tükendi.Polis anonsları yoruldu; kin kusuldu. Sustu son cümleyle; 3830: “Madımakta yanıt yok.”Olay tamam. El Fatiha.Ortadoğudaki tüm katliamlara ortak bir bahane: Müslümanlar göreve!Sessiz belgeler çığlık atıyor, ses oyunculara kaldı. Dostlar Tiyatrosu’na.Toplu bir katliam gösterisi bitti. Sivas sokaklarına ve katledenlere her bir katlettiklerinin yüzü asılı kaldı.Dava ne zaman bitti görünüyor; 2002’de. Yer: Ankara. Adalet mülkün temelidir; önemli sanıklardan bazıları hala yakalanamadı. Bazıları milletvekili oldu. Kimisi ödüllendirildi hakkıyla.Devlet orayı katliam müzesi yapmaya korkuyor, ya da polis anonsları susmadı.Susmayan başka bir şey de tragedya ve trajediyi anlatan bitmeyen oyunlar. Belgesel tiyatro oyunu; “Sivas 93”. Biz hala oradayız, ya siz…

Hasan HARMANCI

FACEBOOK GRUBU

Selam arkadaşlar geçenlerde Sivas 93'e gitme fırsatım oldu Genco Erkal'a böyle bir oyunu şu dönemde izleyiciye sundugu için çok teşekkür ediyorum gerçekten muhteşem oyunda emeği geçen herkese teşekkürler...

Sinan Polat

"Cehennem dediğin yerde dal, odun yoktur.Herkes ateşini kendi götürür."Pir Sultan AbdalDostlar, Genco Erkal "Dostlar"la Madımak Utancını sahnede hepimizin heyecanına davet ediyor.Yüzümüzü hala y a n g ı n ı n alazı gölgeliyor.İnsanlık düşmanı "faili m e ş h u r l a r " utanmadan hala ülkeyi çekip çeviriyorlar.Yüzümüz kızarıyor, bu ağırlıktan bir nebze paylaşımla soğutabiliriz gönlümüzü, arınırız toplumsal vebalden belki...Sahnelenen oyunu bir de "Dostlar"dan izleyin!Metin Altıok ve tüm kayıplarımız üzerimizde esen insancıl dizeleriyle gönenir, metin insanların varlığıyla avunur belki; n e d e r s i n i z ?..Dostlar; tiyatromuz İstanbul'daki oyunlarını sürdürdüğü günler boyunca h e p i m i z e öneriyorum:Profil fotoğraflarımızı "Sivas ' 93 " afişine dönüştürelim. Ne dersiniz..?Jüri de , Afife Jale'nin kemiklerini sızlatacak bu abuk kararı verirken nasıl oylamış, oooyyy,oooyyy !Diğerlerinin "hafif"letici nedenleri olabilir, de...Nedret Güvenç ne yönde oy kullandı acaba "Dostlar'a- Sivas 93'e " mansiyon biçilirken..?

Y. Teoman SERİNKAYA

31 ocak gecesi İzmir AKM de SİVAS 93 oyununu izledim.İnanılmaz etkilendim.Genco Erkal ,Meral Çetinkaya başta olmak üzere tüm ekip çok iyiydi.sivasta yaşanan utanç verici o korkunç günü adım adı,m sahnede izledik.Yazarlar, şairler ozanlar ve semah yapmaya giden günahsız gençlerin diri diri yandığı Madımak katliamını tekrar izlemek ne kadar çarpıcı ve sarsıcıydı.Herşeye rağmen Unutmamak ve unutturmamak adına Dostlar tiyatrosu en doğruyu yapmış,seyirci de soluksuz izliyor,biletler her şehirde günler öncesinden bitiyor....İyi ki Dostlar Tiyatrosu var.....teşekkürler.....kutluyorum....

Ahmet HIDIR

bence herkes dğer oyunlar gibi sivas93 de görmeli...bu kesinlikle bir görev...Genco ERKAL ve ekibini tebrik ediyorum, ne güzel ifade edebiliyormuşuz aslında bazı şeyleri.

Gözde KAPLAN

grup üyeleri merhaba, az önce geldim oyundan. 3 gündür İzmir Akm'deydi Dostlar tiyatrosu. olayları ne kadar yakndan takip etmiş olursanız olun durum bu defa başkaydı. birkaç cümleyle özetemek istiyorum: kanım dondu. gözlerim doldu. bedenim kasılıp kilitlendi.1.5 saat süren oyunda salonu hınca hınç dolduran tiyatroseverler nefes almaya korktu...oyunun en can alıcı cümlelerinden biri de Goethe'den idi: "hiçbir sey eyleme geçen cehalet kadar tehlikeli olamaz."kaçıranlara duyurulur, 15-16-17 Şubat'ta tekrar gelecekler İzmir'e. izlemeyen gözü açık gider arkadaşlar. içinde bulunduğumuz dönemde en çok ihtiyacımız olan aynı dili konuşan, çoğunluk içindeki azınlık psikolojisini yaşayan bizlerin bir araya gelmesidir... unutmayalım diye...bir daha yaşanmasın diye...

Özge YILMAZ

hiçbir şey eyleme geçen cehalet kadar kötü olamaz sözüyle Tükiye'nin içinde bulunduğu sosyal,psikolojik çöküntüyü çok iyi analiz etmiş bir sanatçı..Zaten sanat da üreterek geliştirmek,öğretmek,tecrübe etmek değil mi..sistemle olan savaşının hiç bitmeyeceğini bilmek;yalnız olmadığını bilmek..saygılar genco erkal'a

Özgür ÜNSALAN

Sivas 93'ü bu akşam Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde izledim.. Çok çarpıcı bir oyun çıkmış ortaya.. İzleyiciyi sarsıyor...Sivas katliamını basitleştirmeye ya da unutturmaya çalışanlara karşı bir tokattır bu oyun.. Başta Genco Erkal olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum..550 kişilik salonun tamamı doluydu.. Dostlar Tiyatrosu'nun bu çalışmasının, ileride Sivas katliamını anlatan bir filmin çekilmesi konusunda birilerine ilham vereceğini umuyorum..

Caner ÖZTÜRK

Bugun, yani 11 Ocak itibari ile Sivas '93 adli oyunu izlemis bulunmaktayim. Belgesel tarzinda tiyatro nasil oynanacak acaba diye merak icindeydim. Genco Erkal cok guzel bir oyun yazmis. Oyunun beni bu derece icine cekecegini dusunmemistim. Resmen bir iki saat boyunca Sivas'a Madimak Oteline bir yolculuk yaptim ve geldim.. Bir olay bu kadar etkileyici anlatilabilir. Oyunu izlemeye cok yorgun ve uykusuz bir sekilde gitmis olmama ragmen, oyundaki sahneler ve oyuncularin performansi bir dakika bile dikkatimin dagilmasina izin vermedi. Oyunda emegi gecen herkesi yaraticiliklarindan dolayi kutluyorum.

Dağlar TANRIKULU

Aşina olduğumuz tiyatro oyunlarından biri değildi elbet. Ama kesinlikle etkileyiciydi. Oyunu güzel diye tabir edemiyorum içeriğinden dolayı. Ama şu kadarını söyleyebilirim ki, yakılma kısmının ayrıntıları anlatılırken sanki ordaymışım gibi hissettim ve canım yandı, en çok da korktum insanların birbirlerine yapabileceklerinden. Madımak Otelinde insanların kebap yemeye devam etmeleri oyundan önce olduğundan daha çok dokundu bana. İnsanların diri diri yakıldığı bir yerde kızarmış et nasıl yenebilir,tüm bu olanların gerçek failleri neden "bulunmaz", hepsinden öte balık hafızalı bir toplum olmaktan çıkıp ne zaman hatırlamaya sorgulamaya başlarız gibi binlerce sorum var her zaman olduğu gibi.Hala gitmeyenler varsa, oyunu şiddetle öneriyorum. Belki ülkede olup bitenlerin farkedilmesini sağlar ya da %47'inin açıklamasını, kimbilir!

Emel BAYRAKTAR

herkese merhaba. öncelikle oyunu yazan ve oyunda oynayan Genco Erkal'a sonsuz kere teşekkür ederim. Sivas 93 ile kanayan yaramıza bir nebze olsun parmak bastı Genco Erkal. Oyundaki tüm oyunculara da sonsuz teşekkür ederim. umarım sivas 93 sivas katliamını konu alacak olan tiyatro oyunları ve sinemalar için bir klavuz olur. artık bu kan akıp gitmesin. haykıralım tüm dünyaya haklılığımızı. nasıl rambolar, piyanistler, yaşamak güzeldir'ler çekiliyorsa sivas katliamını konualan sinemalar da çekilsin. Son olarak bişey eklemek istiyorum. belki benim o anki pisikolojimden kaynaklanıyor olabilr ama ben tam olarak bir duygu yoğunluğu yakalayamadım. tekrar diyorum belki eksiklik bendedir ama o yoğuluğu yakalayıp kendimden geçmek istiyordum. tekrar teşekkür ederim.

İlhan POLAT

Sivas 93 oyununun Afife Ödülleri'nde mansiyona layık görülmesi; ödülleri verecek olan komitenin tiyatrodan ve genel anlamda sanattan ne kadar anladığını gösterdi bana.

Melih TAŞÇI

bu oyunu ankarada seyrettim ve ne çabuk unutuyoruz dedim en azından o zamanlar daha küçük olanlar bizlerden bunu kavrayabilmişlerdir zannediyorum çok hazin bir olay utanç verici oyuncular çok güzel canlandırmış tam bir belgesel niteliği taşıyor oyun sonunda siyasilerimizin lafları var beni en çok ürküten mesut yılmazın lafı oldu' bu kadar kişi futbol maçındada ölüyor' diyor..ne diyelim sayın mesut yılmaz allah sizede akıl versin...

Berna AKYİĞİT

Oyundan sonra, sordum kendime; "Acaba, biz bu şeriatçıları, vahşileri bir otele koyup saatlerce işkence çektirdikten sonra diri diri yakabilir miydik?" diye. "Hayır!" dedim sonra "Vicdanlarımız var bizim, bizim insan sevgimiz var, Allah korkumuz var bizim! ONLARDA OLMAYAN!!!"

Berna AKYİĞİT

Bakın bu öyle böyle bir oyun değil. ne sanatsal açıdan, ne de olayın gerçekliği boyutuyla değerlendirecek yetiyi kendimde görmüyorum; ancak be ancak yapabileceğimiz insanları bu esere yollamak olabilir.Haydi arkadaşlar, iki arkadaşımızı yollasak, bir şeyleri hatırlatırız belki brikaç insana, iki kişiyi yollasak bir şeyleri gösteririz belki bazı dostlara.Ellerine sağlık emeği geçen herkese...

Taflan KANDEMİR

bu akşam izledim bu güzel oyunu... çok etkilendi... hiçbir din, hiçbir öğreti "insana" karşı yapılan böylesine bir vahşeti hoş göremez! HİÇBİR ŞEY, EYLEME GEÇMİŞ CEHALET KADAR KORKUNÇ OLAMAZ!

Damla Nur YILDIZ

Dun izledim oyunu. Tek kelime ile harika bir gosteri hazirlanmis. HErkes izlemeli.

Eren ÖZBERK

Mansiyon mu? İnanılmaz bir saygısızlık, biz de şiddetle kınıyoruz!

Oya ESEN

Genco Erkol'a mansiyon ödülü veren Afife Jale Tiyatro Ödülleri Jurisini şiddetle kınıyoruz!!!!

Yusufcan GERÇEK

Odul diye sunulan birilerine yaranma gayretidir. Genco Erkal daha once de devlet sanatciligini reddetmis bir insandir ve bu ulkeye gelmis en onemli oyunculardan olmasi yanisira en sorumlu davranan aydinlarimizdandir ve mansiyona ihtiyaci yoktur.

Aylin AKIN

Fazıl Say'ın yazısına katılmamak elde değil. Sevgili Genco abinin afife odulune olan duruşu takdire şayan. Malumunuzdur,bu işler artık ahbab çavuş ilişkisi içerisinde yürüyor. Zira Genco abinin bu çalışması bir çok doğruyu ortaya çıkardığından kimilerini rahatsız ettiği su gotürmez gerçektir. Ama her ne odül olursa olsun Sivas'ta yaşanan bu gerçeği kimse bertaraf edemez.

İhsan ATA

eger odul iyi niyetle verilmis ise cok ayip ettiklerini dusunuyorum genco erkal in ve fazil in ama arkasinda art niyet var ise iste o zaman yanlarindayim ama konu da cok sacma be arkadaslar tabii cok daha ciddi sorunlar var iken reklamvari tarzda mevzular ayıp olmus

Murat TAŞTAN

1 Mayıs ta bu kez alanlara değil, tiyatro ya... Mersin Atatürk Kültür merkezine...

Serkan YILDIRIM

bu akşam yayla sanat merkezi maltepe/istanbulda izledim emeği geçen herkesin yüreğine sağlık...'üzülmedim diyemem üzüldüm ama yanıp yıkılmadım şimdi yüreğim çok daha katı....... sivası unutmamak vede unutturmamak lazım....

İlhan ÇELİK

genco erkal ve diğer oyuncuların ayrıca emeği geçen herkesin ellerine yüreğine sağlık...bir oyun yaşanmış acıyı ve ayıbı bu kadar etkileyici anlatabilir..

Aslı ULUSOY

harika bir oyun muhakkak gidin

Mine BAHAR

Ankara'daki mart programına katıldığımdan gelmeyeceğim.Ama bu ülkede yaşayan herkes gitmeli,çok başarılı çok etkili,salondan çıkarken herkes ağlıyordu,hem insanlara hem cehalete...

Dilara ZORLU

2 Nisan'da Sabancı'da izledim sizleri.Gerçekten çok emek verilen bir çalışma olmuş.Yürekten tebrik ediyorum.Ayrıca bir tiyatrocu olarak sizleri çok kıskandığımı söylemek istiyorum.Genco Erkal gibi bir ustayla çalışmaktan onur duymalısınız.

Hünkar AKAR

2008 afife jale tiyatro ödüllerini kınıyorum 39 Yıldır türk tiyatrosunu nitelikli oyunlar veren kuruma terbiyesizlik

Selçuk YILDIRIM

Dün gece Antakya'da, bir insanlık dersi izledim. Rahatsız ediciliğiden onur duyduğum bir performansa tanık oldum. Utanmak, insan olduğunun farkına tüm hücrelerinle yeniden varmak... Sivas 93 'ü görün dostlar...Gerçekleri ancak yüreğimizle bakarsak görebiliriz... Sevgiyle...

Hürol BALAKOĞLU


[ Yukarı ]